Sapare Aude

Kossana!

Rem' Maddansea
~ Cumartesi, Aralık 24 ~
Kalıcı bağlantı
Hiç bir zaman yalnız değilizdir aslında…Bende.. Sende.. Senin içinde, zihninin derinliklerinde; seni, aldığın kararları, düşüncelerini, hissettiklerini…(vbg) sürekli sorgulayan bir “sen” var.Her boka burnunu sokan, kimi zaman en kötü ihtimalleri sıralayan kimi zamansa olmadık hayallerle ruhunu buluttan umutlara -Bulutlar güzeldir.- daldıran bir oyun bozan. Onunla bir savaşıp, bir sevişirken nasıl yalnız kalabilir ki insan?Bu kadar yabancıyken kendine bazense en hatrı sayılır dost.. nasıl olurda kaçar başka arayışlara…Oysa ki önce kendini tanımalıdır.. tanıdığından emin olmalı…

Hiç bir zaman yalnız değilizdir aslında…
Bende.. Sende.. Senin içinde, zihninin derinliklerinde; seni, aldığın kararları, düşüncelerini, hissettiklerini…(vbg) sürekli sorgulayan bir “sen” var.
Her boka burnunu sokan, kimi zaman en kötü ihtimalleri sıralayan kimi zamansa olmadık hayallerle ruhunu buluttan umutlara -Bulutlar güzeldir.- daldıran bir oyun bozan. Onunla bir savaşıp, bir sevişirken nasıl yalnız kalabilir ki insan?
Bu kadar yabancıyken kendine bazense en hatrı sayılır dost.. nasıl olurda kaçar başka arayışlara…
Oysa ki önce kendini tanımalıdır.. tanıdığından emin olmalı…


~ Cumartesi, Aralık 17 ~
Kalıcı bağlantı
”?!…”“Nee?”Gölgeli gözler ardında, saklanan gerçekler mi?Kontrolden çıkmasından korkup, yalancıktan ikramlarla oyaladıklarınızdan hani!Gecenin ben beyaz karanlığında, en kalabalık tenha sokaklarında dolaşıyor en uzun boylu cücesi.Bir taş fırlatıyor susturmak için havlamayan köpekleri…Ardından bir celladın önüne atıyor, koltuk altında ki kellesini.Daha çok göz alıyor, geceleyin çıkan öğle güneşi…“Hırsıııız!”…Bir hırsız çaldı küf kokan kafiyeleri.Boşaltıverdim dilek kuyusuna, yırtık cebimdeki etten sikkeleri.Kaldırır mı dersin, su artık beni?

”?!…”

“Nee?”

Gölgeli gözler ardında, saklanan gerçekler mi?

Kontrolden çıkmasından korkup, yalancıktan ikramlarla oyaladıklarınızdan hani!

Gecenin ben beyaz karanlığında, en kalabalık tenha sokaklarında dolaşıyor en uzun boylu cücesi.

Bir taş fırlatıyor susturmak için havlamayan köpekleri…

Ardından bir celladın önüne atıyor, koltuk altında ki kellesini.

Daha çok göz alıyor, geceleyin çıkan öğle güneşi…

“Hırsıııız!”



Bir hırsız çaldı küf kokan kafiyeleri.

Boşaltıverdim dilek kuyusuna, yırtık cebimdeki etten sikkeleri.

Kaldırır mı dersin, su artık beni?


Kalıcı bağlantı
Artık görebiliyorum tanrım!Boyalı sözler arkasındaki,Çatlamış kuru dudakları…

Artık görebiliyorum tanrım!

Boyalı sözler arkasındaki,

Çatlamış kuru dudakları…


Kalıcı bağlantı
Bana hayatı sorsan, engeller zinciri derim, günahlar, yalanlar, sorumluluklar, beklentiler… Bazen de mutluluklar, sevinçler…Karşıma çıkan onca olumsuzluk içinde araya kaynayan bu mutluluklar bazen küçülsede gözümde, onları değerli kılmak gene benim elimde. Mutlu olmakta bana bağlı, üzülüp kahr olmakta…Ben mutlu olmayı seçtim, güçlü olmayı. Bunu yapabilirim çünkü ihtiyacım olan şey zaten benimle.“AŞK”

Bana hayatı sorsan, engeller zinciri derim, günahlar, yalanlar, sorumluluklar, beklentiler… Bazen de mutluluklar, sevinçler…

Karşıma çıkan onca olumsuzluk içinde araya kaynayan bu mutluluklar bazen küçülsede gözümde, onları değerli kılmak gene benim elimde. Mutlu olmakta bana bağlı, üzülüp kahr olmakta…

Ben mutlu olmayı seçtim, güçlü olmayı. Bunu yapabilirim çünkü ihtiyacım olan şey zaten benimle.

“AŞK”


~ Perşembe, Aralık 15 ~
Kalıcı bağlantı

PİYANİST

2005 yılının 7 Nisan günü, Sheppey Adası’nda sabaha karşı devriye gezen iki polis, nehrin denizle buluştuğu noktaya yakın tenha bir yolda, sırılsıklam bir genç buldular. Adamın gözlerinde derin bir korku, sırtında her tarafından sular damlayan bir smokin, elinde ise müzik notaları vardı. Konuşamıyordu. Üzerinden kimliğini tespite yarayacak herhangi bir belge çıkmadı. Giydiği ceketin, pantolonun, gömleğin ve iç çamaşırlarınında etiketleri kesilmişti. Otuz yaşlarında olduğu tahmin edilen esrarengiz adam,konuşamadığı gibi, adını ve adresinide yazamıyordu. Yapabildiği tek şey, önüne konan kağıtlara sürekli bir kuyruklu piyano resmi çizmekti, hem de en ufak ayrıntısına kadar. Polisler, esrarengiz adamı, oralarda piyanosu olan bir kiliseye götürdüler. Adam piyanonun başına geçti ve etrafındakilere kolay kolay unutamayacakları, doğaçlama bir konser verdi.

Bir hafta sonra içinde, dünya basınında esrarengiz Piyanist’in haberinin yer almadığı tek bir gazete bile kalmamıştı. Resimleri, Şnagay’dan San Francisco’ya kadar tüm gazetelerin sayfalarında boy gösteriri göstermez, polise hakkında ihbar yağmaya başladı. Arayanların kimi esrarengiz adamın İsveçli bir konser piyanisti, kimi Fransız sokak çalgıcısı olduğunu iddia ediyor, kimi de, son kez Kanada’da izlenen bir porno oyuncusu olduğunu bildiriyordu. Bu dünyada yolunda gitmeyen şeyler var. Sayısı bini aşan ihbarların vevarsayımların hepsi yanlış çıktı. Bu kişi, intihara kalkışmış birruh hastasıydı, kaza sonucu bir tekneden denize düşmüştü, denizde bulmasından hemen önce, adaların birinde, bir cenaze töreninde org çalarken görülmüştü. Sheppy halkı, onun insan kaçakçılığı yapan bir çete tarafından bir tekneyle getirilip, limanlarına bırakıldığını varsayıyorlardı. Doktorlar ise bir travma sonucu kimliğini tamamen unutmuş biri olduğu konusunda hemfikirlerdi. Belki otistikti. Belki de geçici hafıza kaybına uğramıştı. Hafıza kaybına uğrayanlar en fazla birkaç hafta içinde belleklerine kavuşabildiklerine göre, Piyanist rol yapıyor da olabilirdi. Hakkında bilinen tek şey, Piyanist’in hiçbir dilde tek bir kelime dahi konuşmadığı için, bir “bilinmez” olduğu idi.

Bir gazeteci, The Observer gazetesinde şöyle yazdı:

“Piyanist’in durumunu (özellikle de yavan ve sıkıcı yaşantılardan kurtulup yeni bir başlangıç yapmak isteyenlerimiz için), üzerine tüm fantazilerimizi resmedebileceğimiz bomboş bir kanvas kadar davetkar ve imrendirici buluyorum. Her birimizin yaşamımızın tüm safhalarında, numaralandığımız, fişlendiğimiz dosyalarımız ve parmak izi verdiğimiz şu dünyada, bir adamın kimsenin izini sürmediği bir ‘bilinmez’ olabilmeyi başarması, tek kelimeyle bir mucizedir!

Bizler makamlarımızın, mal varlıklarımızın, şan ve şöhretimizin ağırlığı altında ezim ezim ezilirken, o sadece piyanosuna ihtiyaç duyuyor. Adı bile olmayan Piyanist, her birimizin ne kadar yapay, tutucu ve tüketim meraklısı olduğumuzu adeta kafamıza kakmaktadır.”

The Observer gazetesindeki yorumun üzerinden beş ay geçti.

27 Ağustos 2005 tarihli gazetelerde, Piyanist hakkında yeni bir haber yer aldı… Geçmişini hatırlayamayan dilsiz Piyanist, bir hafta önce birden bire konuşmaya başlamıştı. İngiltere’ye Parisüzerinden geldiğini vetam intihar etmek üzereyken polis tarafından kurtarılarak hastaneye kaldırdığını anlatıyordu.

Adını ve adresini yazması için öününe konan boş kağıtlara sürekli piyano resmi çizmesi ve iyi piyano çalması, onun bir piyano virtüözü olduğu kanısı uyandırmıştı. Oysa o sadece, Bavyeralı birçiftçinin, Andreas Grassl adındaki eşcinsel oğluydu.

Polis,esrarengiz piyanistin ailesine, ancak o kimliğini açıkladıktan sonra ulaşabildi. Piyanistin annesiyle babası oğullarının gazete ve televizyonlarda çıkan haberlerini okumamışlar, izlememişlerdi. Onlar ısrarla, Andreas’ın herkesin sandığı gibi usta bir piyanist ya da adi bir dolandırıcı değil, sadece bir akıl hastası olduğunu iddia ediyorlardı.

Adreas Grassl, piyanist kimliği ile çok itibar görecek beş ayını geçirdiği klinikten alındı ve bu kez de çoğu kişi tarafından dolandırıcı muamelesine maruz kalarak, Almanya’ya ailesinin yanına gönderildi.

Bir Varmış Bir Yokmuş, Ayşe Kulin


1 yorum
~ Çarşamba, Aralık 14 ~
Kalıcı bağlantı

Hastalık gibi sanki…

Var mıdır aramızda yalan söylemeyen?
Sanmıyorum..
Söylemedim diyen yalan söylüyordur.
Herkes söylemiştir, akıp giden hayat kumlarının en az bir iki tanesinde.
Kimi o kumdan bir tutam, kimine bakarsın hayatı yalan.
Çoğununda hazırdır kılıfı; küçük, pembe, beyaz, doğaya zararsız…
Yalan, yalandır aslında.
Bazen bir şizofrenin masumca inanışı, bazen de bir mutluluk oyunu. Kimi zaman cehennem ateşinden hırs, kimi zaman da dökülen pullardan arta kalan çıplaklığın kamuflajı…

“Yalancı Allah’a kafa tutan fakat insanlardan korkan bir serseridir.”
                                                                                Francis Bacon


Herkesin ağızıyla düşüp kalkan, insanların çekinmeden rahatça yaptığı, ‘sadece kendine alışılagelmiş’; bu kaltak, yasaklı davranış bunca korkusuzluğa rağmen “Allah Taş Eder” listesindeki popülaritesinden bir şey kaybetmemiştir.


4 yorum
Kalıcı bağlantı
Bir zamanlar “aşk”; sevgiyle, mantıkla, yalanla dolanla karıştırılmazdı. Huzur, mutluluk, acı, ayrılık… ardına sıralanır, insan ne bu ‘en mümkün’ imkansıza cesaret edebilir ne de sivri biberin tatlı acısı gibi insana tat ve mutluluk veren bu duyguyu kendilerine yakıştırabilirlerdi.Eee… Bedeli ağır olan “aşk”a, o zamanlar talep azdı.Bir zamanlar “aşk”, aşktı…Şimdilerde ise,Gelişen “aşk” piyasasında, herkes bir açık pazar arayışında.

Bir zamanlar “aşk”; sevgiyle, mantıkla, yalanla dolanla karıştırılmazdı. Huzur, mutluluk, acı, ayrılık… ardına sıralanır, insan ne bu ‘en mümkün’ imkansıza cesaret edebilir ne de sivri biberin tatlı acısı gibi insana tat ve mutluluk veren bu duyguyu kendilerine yakıştırabilirlerdi.
Eee… Bedeli ağır olan “aşk”a, o zamanlar talep azdı.
Bir zamanlar “aşk”, aşktı…


Şimdilerde ise,
Gelişen “aşk” piyasasında, herkes bir açık pazar arayışında.


4 yorum
Kalıcı bağlantı
Eylül toparlandı gitti işte Ekim falan da gider bu gidişle…Turgut Uyar

Eylül toparlandı gitti işte
Ekim falan da gider bu gidişle…

Turgut Uyar


4 yorum
Kalıcı bağlantı
Kadına yönelik şiddet ile mücadele sadece feminst bir siyaset değildir.

Kadına yönelik şiddet ile mücadele sadece feminst bir siyaset değildir.


4 yorum
Kalıcı bağlantı
“Hayır teşekkür ederim. bu kadar yeter.” Alkolle ayrılmamız böyle oldu. Yeterince içmiştim. Yeterince, hayatın gerçek sarhoşluğundan kaçmıstım. Artik sıra sişelerden kacmaya gelmişti. Şimdiye kadar rakıyı suyla; viskiyi buzla karıştırır gibi, hafifletmek icin hayatı da içkiyle karıştırmıştım ama artık hayatı sek içmenin zamani gelmişti. Babamin: “Artık büyüdün, kendine de 1 raki koy!” dediği akşam geldi aklıma. biraz daha büyümüştüm. Hayatı ve dünyayı sek içecek kadar…

“Hayır teşekkür ederim. bu kadar yeter.”
Alkolle ayrılmamız böyle oldu. Yeterince içmiştim. Yeterince, hayatın gerçek sarhoşluğundan
kaçmıstım. Artik sıra sişelerden kacmaya gelmişti. Şimdiye kadar rakıyı suyla; viskiyi buzla karıştırır gibi, hafifletmek icin hayatı da içkiyle karıştırmıştım ama artık hayatı sek içmenin zamani gelmişti.
Babamin: “Artık büyüdün, kendine de 1 raki koy!” dediği akşam geldi aklıma. biraz daha büyümüştüm. Hayatı ve dünyayı sek içecek kadar…


4 yorum